İyice şiddetlenen yağmurun etkisiyle, göz gözü görmez olmuştu; yollar ise koca bir nehre dönmüştü. Ve bu tufanın içinden bir arazi aracı son hızla ilerliyordu. Camları parçalamak ister gibi ardı ardına çalışan sileceklerin ardından zor bela görüyordu dışarıyı şoför; bataklığa dönüşen dağ yolunda aracın direksiyon kontrolünü yitirmemenin telaşı içinde. Saatler akşamın dönmek üzere olduğunu haber vermekteydi ve araç akşamın erken saatinden beri yoldaydı...
Birkaç metre ötede ise kadınlı erkekli bir grup insan korku içinde birbirlerine sarılmış bekleşmekteydiler; üstleri başları hatta ne varsa yanlarına aldıkları, silme su ile dolmuştu. Kışın ve kış havasını daha da korkunçlaştıran dağın etkisiyle iliklerine kadar donan bu insanlar, biraz olsun ısınabilmek için birbirlerine iyice sokulmuşlardı. Kadınlar ve çocuklardan oluşan bir manga asker büyüklüğündeki bu grupta, kadınlar için için ağlayıp yardım dilenirken, çocuklar da feryat etmekteydiler... Bilenler bilir, dağın insafı yoktur; hele bir de mevsim kış olunca, dağdan insaf beklemek, despottan acıma istemeye benzer.
Araç son hızla bir yapı grubunun bahçesine dalıp, aynı hızla barakamsı bir yapının önünde durdu. İçinden üsteğmen rütbesinde bir asker indi ve yapının içine girdi. İçeride bulunan biriyle bir şeyler konuştuktan sonra dışarı çıktığında, bu kez bir başka subayla karşılaştı. Subayın “ Durum çok mu vahim? “ sorusuna “ Hem de nasıl komutanım. Eğer acil müdahale edilmese, yağmurdan telef olacaklar “ diye yanıt verdi.
“ Peki, ne yapabiliriz bu durumda? “
“ Hava desteği istesek. Başka türlü olmaz gibi komutanım. Grubun başka kurtulma şansı yok gibi. Zira bulundukları yer çok sarp. “
“ Bu ortamda dediğin çok zor. Göz gözü görmezken, hava aracı nasıl uçsun? Mantıklı ol biraz! “
“ Fakat komutanım, kaderlerine mi terk edelim onları? “
“ Etmeyeceğiz tabi. Birkaç tane iyi donanımlı komando bulduk mu iş biter. Hemen komutanlıktan gerekenleri talep edeceğim. Burada bekle ve lütfen hiçbir şey karıştırma. “
Bu sırada, dağdakiler iyice birbirlerine sarılmışlardı. Feryatları dağları tutmaktaydı. İçlerinden biri gruptan ayrılıp, başka birinin yanına gitti. Bu adam bir köşede oturmuş sigara tüttürürken, bir yandan da dağın aşağısına bakmaktaydı umutsuzca. Her yanından süzülen yağmura artık aldırmıyordu, yaşı hayli ileri bu adam. Yanına gelen kişi yavaşça seğirtti bir köşeye doğru.
“ Hayrola ne düşünürük emmi? Var midir yapılacak bir şey? Yokdur işte. Hepimiz geberip gidicek bu dağ başında. “
“ Öyle deme Hasan oğlan! Kurtuluruz belki. Allah’tan umut kesilmez bilmez misin? “
“ Keşke köyimizi birakmasaydik emmi. Şu Allah’ın dağında siginacak bir kovuk da yohdir. Hani biz erkekler neyse de, kadinlar ve çoçikler telef oldiler. “
“ Sıkma canını! Ne yapalım, kader böyleymiş. Belki ordu kurtarmaya gelir bizi. “
“ Gelse şimdiye gelirdi ordi. Hem koskoca ordi, dağdakilerden baş alip, bizimle mi uğraşacak? “
Tam bu sırada bir helikopter vızıldaması duyuldu. Birkaç kez tepelerinden geçtikten sonra uzaklaştı. Helikopteri gören dağdakiler, birbirlerine sarılırken, bir yandan da daha bir güçlü çıkarmışlardı feryatlarını. Zira buralarda helikopter demek, operasyon demekti. Mutlak felaketti sonu. Zaten bu yüzden köylerini bırakıp kaçmamışlar mıydı operasyondan canlarını kurtarmak için bu havaya karşın? Bir yanda örgüt baskısı vardı, bir yanda da operasyon korkusu…
Derken bir kez daha göründü helikopter; fakat bu kez bir değil birkaç taneydi. Hepsi de aynı rutinde ve aynı yöne doğru uçmaktaydılar. Birkaç dakika sonra dağların ardından kulakları sağır eden patlamalar duyulmaya başladı. Dağdaki köylü kadınların korkulu feryatları başladı o sırada. Bu halde ne kadar süre geçtiğini kimse bilmiyordu ki, helikopterler bir kez daha göründü köylülerin üzerinde; yine aynı rutinde, bu kez ters istikamete doğru geçtiler ve ufukta yitip gittiler.
Köylüler saklanmaya çalıştıkları kovuklardan çıkmaya başladılar yavaş yavaş. Yaşlı adamla Hasan oğlan da yeniden kayalılığın tepesinde yerlerini aldılar. Yaşlı adam sigarasından yakarken, Hasan oğlan’a da bir tane verdi. Uzun uzun soluklar çektikten sonra dağları gerisine bakarken:
“ Eyi vurdiler! Lakin bu böyle gitmez. Nereye kadar surecektir böyle? Aha 30 yildir bu sıkıntiyi çekeriz. Operasyon çözüm getirmiyor işte! Onca insan telef olmiştir; onca koylu yerinden yurdinden edilmiştir. Sonuç ne olmiştir? Koca bir hiç! Hiç oğli hiç! “
“ Haklı dersin emmi. Baştankara sürip giden bir kör döğüşi denir buna. Ne oraya yaramiştir, ne de bu tarafa… “
Sözlerinin gerisini getiremedi Hasan oğlan. Tam o anda başlarında bir helikopter belirdi. Bir süre başlarında dolandıktan sonra içinden bir asker başını uzattı ve kayalıktakilere:
“ Kaç kişisiniz orada? “ diye seslendi. Yaşlı adam sigarasını yere savururken “ Kadinlar ve çociklarla birlikte hepi topi 25 varız komitan. “
Asker bir süre helikopter pilotlarıyla bir şeyler konuştuktan sonra yaşlı adama yeniden seslendi:
“ Aranızda hasta ve dayanamayacak olanlar var mı? “
Hasan oğlan yanıtladı bu soruyu:
“ Kadinlar ve çociklar dayanacak gucu geçmiştir. Bir de… “
“ Bir de? Devam et anlat. Ama çabuk ol! “
“ Aga emminin durumi eyi değildir. “
“ Tamam o zaman. Öncelikle onları kurtaracağız. Sen akıllı birine benziyorsun. Bize yardım edebilecek misin? “
“ Evelallah komitanim. Emret yeter. “
“ Güzel! Şimdi yavaşça kadınlar ve çocukların olduğu yere geç ve bizim uzatacağımız ipi tut. Sonra yavaşça ve teker teker onları ipe bağla. Gerisini bize bırak. Hadi çabuk ol! “
Hasan oğlan yerinden kalkıp, diğerlerinin olduğu yöne doğru seğirtirken helikopter de o tarafa doğru yönünü çevirmişti bile. Hasan oğlan’ın kendi dilinde yaptığı açıklamanın ardından helikopterdeki asker ipi uzattı. Hasan oğlan önce yaşlılardan başlayarak, kadınlar ve çocuklarla birlikte yürüyemeyecek durumda olan ağa emmiyi helikoptere gönderdi. Fakat bir sorun vardı; helikopter ne kadar geniş olsa da dolmuştu. Hasan oğlan ve yaşlı adama yer kalmamıştı. Asker başını aşağıya uzatıp:
“ Helikopter doldu. Sizleri birazdan gelip alacağız. O zamana kadar dayanabilecek misiniz? “ diye sordu. Yaşlı adam yanıt verdi bu soruya:
“ Merak etmeyesin komitan. Dayanırık evelallah. Sen var kurtar onları. Hadi selametle! “
Helikopter tam havalanacakken birden sağ tarafa doğru hafifçe savruldu fakat pilot toparlamayı başarmıştı hemen. Yükselmeye çalıştıkları sırada birden kopan fırtına, beraberinde şiddetli yağışı da getirmişti. Yalpalamaları en aza indirmeye çalışarak yükseldi, yükseldi ve güvenli bir irtifaya ulaşınca da, gerçi o havada ne kadar güvenli olabilirdi çıktıkları irtifa bilinmezdi, geldiği istikamete doğru uzaklaşırken, aşağıda kalan Hasan oğlan ve yaşlı adam arkasından bakıyorlardı umutsuzca kovuğa girerlerken.
O tipi biçiminde yağan yağmurda ne kadar kaldıklarını bilemiyorlardı tepelerinde bir gölge görene kadar. Hasan oğlan hemen kovuktan dışarı çıkıp gölgeye doğru yönelirken gökyüzüne doğru el salladı. Ardından da yaşı adama dönüp:
“ Aha! Geldiler emmi. Ben dememiş miydim? “
Asker başını helikopterden aşağıya uzatırken bir kez daha Hasan oğlan’a “ Hazır mısınız? Birazdan sizi yukarı çekeceğiz. Aynı yöntem. “ dedi. Hasan oğlan’ın başını sallamasının ardından da halatı aşağıya uzattı. Hasan oğlan, önce yaşlı adamı bağlamak istediyse de, yaşı adam karşı çıktı buna. Ortada tartışacak zaman da yoktu, zira tipiyi aratmayan yağmur yine başlamaya yüz tutmuştu. Çaresiz Hasan oğlan bağladı halatı beline ve helikoptere çekildi. Ardından asker beline bağladığı halatla aşağıya sarktı; yaşlı adamı kapıp, yukarı çıkacağı sırada birden tipi tufan kopuverdi. Asker ancak toparlanabilmişti savrulan helikopterle birlikte. Fakat yaşlı adam şanslı değildi asker kadar. O savrulma esnasında askerin elinden kaymış ve kayalıklara yuvarlanıvermişti. Asker bozuk moralle yaşlı adamın kanlar içindeki cesedine bakıp, başını salladı. Bu yitip giden kaçıncı candı? Verilen kaçıncı kurbandı kör dövüşüne?
Hasan oğlan olan biteni dehşet içinde izlemişti. Gözlerinde biriken öfkeyle, arka tarafına baktı, baktı… helikopter zar zor havalanıp kuzeye doğru yönelirken.
O. NURİ UÇMANOV ( M. M. G. )
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> ANKARA … OCAK 2010 </I>
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder