Buraya geldiği ilk günü gayet iyi anımsıyordu. Jandarmaların
arasındaydı. Mahallede devamlı kendisiyle uğraşan birini fena marizlemişti.
Sonrasında karakoldu savcıydı derken kodeste bulmuştu kendisini. Bugün de ilk
duruşması vardı.
Ve beklenen olmuş, duruşma sonrasında kallavi bir ceza yemişti. Ardından
kodeste geçen günleri başlamıştı. Üç beş
yedi derken bir gün gardiyan koğuşun kapısını açmış ve savcının yanına
gideceğini söylemişti. Şaşırmıştı. Koğuşta o ana kadar hiçbir vukuatı olmamıştı.
Neyse. Gitmişti infaz savcısının yanına. Savcı karşısındaki koltuğa
oturttuktan sonra onu uzun uzun dosyasını karıştırmış sonrasında da yüzüne
bakmıştı dikkatli dikkatli. Ve açmıştı ağzını;
iyi halinden dolayı adliyede çalışacaktı. Ki genellikle adliyenin temizlik ve diğer
işlerinde mahkumlar görev alırdı.
Birkaç işlemin ardından başlamıştı
adliyenin çay ocağında işe. Gündüzleri cezaevi aracıyla geliyordu adliyeye.
Akşam da aynı araçla dönüyordu cezaevine. Burada işleri tıkırındaydı. Giderek
de kendini sevdiriyordu çevresindekilere. Özellikle de savcılara ve yargıçlara.
Derken günlerden bir gün yanına çağırdı onu yeniden. Bu kez öncekinden
daha fazla şaşırmıştı. Zira adliyede çalıştığı süre içinde hiçbir ters
davranışı olmamıştı kimseye karşı… savcı aldı onu karşısına yine baktı
dosyasına uzun uzun. Ve bir kağıt tutuşturdu eline. İmzalayıp okudu kağıdı. “İyi
halden şartlı tahliyesi” yazıyordu kağıtta.
Önce buruk bir gülümseme geldi yüzüne; sonrasında baktı savcıya ve “Kurbanın
olam savcım beni adliyemden ayırma!” diyebildi. Savcı çenesini kaşıdıktan sonra,
“Peki” dedi. “Madem şartlı tahliye; burada
çalışmanı sağlayacağım.” Dünyalar onun olmuştu.
Bir iki gün sonra yeniden geldi çay ocağına; otobüsle gelmişti. Ve büyük
bir şevkle geçmişti işinin başına. Bütün gün o oda senin bu oda benim, çay
kahve taşıdı durdu. Akşam çalışma saati bitiminde de ilk kez tek başına ayrıldı
adliyeden. Yıllar sonra dolmuş durağına giderken, özgürlüğün tadını yudum yudum
içine çekiyordu.
MEHMET METİN GÜNEŞ
ANKARA… Aralık 2012