Paltosunun eteklerini savura savura
yürüyordu yolda; insanın içini yakan soğuğa aldırmadan. Burnunun ucu, yanakları,
pancar gibi olmuştu. Fakat o, ne buna ne de dışarıdaki soğuğa aldırıyordu. Bir
eli paltosunun cebinde yürümeye devam ediyordu; eteklerini savura savura.
Tedirgindi. Bir gözüyle durmadan çevreyi
süzüyordu. Ve ayırtında da değildi arkasından gelenin. Evet, gri kapüşonlu mont
giymiş bir başka adam da onu izliyordu çaktırmadan. Ve bu adamın montunun
altındaki kabarıklık dikkatli bakınca belli ediyordu kendini… Paltolu adam köşe
başına gelince durdu. O kadar ani olmuştu ki durması, montlu olan kendini ağacın
arkasına atacak kadar zaman bulabilmişti ancak. Paltolu bir süre çevreyi
kolaçan ettikten sonra köşeyi dönüp caddeye doğru yürümeye başladı. Montlu
olansa, tam tersi yöne.
Paltolu, bankanın önüne
gelince durdu. Bir bankaya doğru baktı, bir sağına soluna. İzlenmediğinden emin
olunca da, benzinlik yönüne doğru yürüdü ve benzinliğin bittiği noktadan sağa
saptı. Birkaç metre sonrasında soldaki bir dükkana dalıverdi aniden. Dükkandaki
bir genç onu görünce ağaya kalktı. “ Hoş geldin Avramaki “. Paltolu adam çabuk
çabuk aldı selamını gencin. Genç, tezgahın altına eğilip bir paket çıkarttı ve
Avramaki’ye uzattı. Avramaki, paketi evirip çevirdikten sonra, çenesini
kaşıyarak “ Hımm! İyi hazırlanmış. “ ve attı paltosunun içine ve çıkıp
dükkandan yürümeye başladı.
O, yukarı doğru yürürken peşinde iki tane
karartı peyda oldu. Fakat o kadar dikkatliydi ki karartılar, Avramaki’nin bir
şey sezinlemesine fırsat vermiyorlardı…
Avramaki bir süre soğuk havaya aldırış
etmeden yolda yürüdükten sonra, metruk bir binanın önünde durdu. Bir süre
çevreyi süzüp daldı binaya. Peşindeki karartılarınsa yine ayırtına varamamıştı…
Avramaki, ağır ağır döküntü merdivenleri çıkarken, karartılar da artmaya
başlamıştı dışarıda.
O, üst kattaki bir odaya girerken,
aşağıdaki karartılara gri kapüşonlu montlu adam yaklaştı. Bu biraz önce
Avramaki’yi izlemeyi bırakıp ters yöne gidenden başkası değildi doğal olarak. Karartılardan
biri ona doğru yaklaşarak “ Merhaba şef! Tam zamanında! “ Montlu adam “ Ne
haber? İşler yolunda mı? Kuşkulanmadı değil mi sizlerden “ İkinci karartı “ Merak
etme! Ruhu bile duymadı! “ dedi alaycı tonda. Birinci karartı “ Giriyor muyuz
içeriye? “. Montlu “ Hayır! Daha erken! Önce paketi açsın ve baksın içindekine
“.
Üst kattaysa Avramaki, döküntü masanın
üstüne koyduğu paketi açmıştı çoktan. İçinden çıkarttığı film şeritlerine
dikkatlice bakıyordu tek tek, ışığa tutarak. Tam son şeridi incelemiş ve
yüzündeki gülümsemeyi cebinden çıkarttığı puroyla taçlandırıp “ Güzel! Çok ses
getirecek bunlar! “ demişti ki, odanın kapısı tekmeyle açıldı. Avramaki
şaşkınlıktan purosunu düşürmüştü; film şeritlerineyse dokunamamıştı bile.
İlk şaşkınlık anı henüz atlatılmadan
montlu adam silahını Avramaki’ye doğrultup, “ Teslim ol Avramaki interpol!
Yolun sonundasın artık; direnmenin bir anlamı yok! “
Avramaki bir anda çevresine bakınca bir
sürü sivil polis gördü odanın içinde… Kısa bir çekimserliğin ardından, hızla
cama doğru koştu ve ani bir hareketle kendini boşluğa doğru bıraktı. Polisler
arkasından koşacak zamanı ancak bulabilmişlerdi…
MEHMET METİN GÜNEŞ
Ankara…
Aralık 2012