29 Aralık 2010 Çarşamba
OPENOFFİCE'DEN LİBREOFFİCE'E
15 Aralık 2010 Çarşamba
BARDAKTAN BOŞALIRCASINA
8 Kasım 2010 Pazartesi
WİNDOWS XP'DE DVD YAPAMAMAK
29 Ekim 2010 Cuma
KORSAN VE NİMETİ
Çocukluğumda babamın iş yerine giderdim sık sık ve gittiğimde de kulaklarım şişerdi. Neden mi? Gelen gürültülerden. Evet, babamın iş yerinin hemen yanındaki caddeden, şimdilerde dolmuşların Ulus'a çıkmak için kullandıkları, yoğun biçimde müzik gürültüleri girerdi içeriye. Kusura bakmayın ses diyemiyorum zira ne olduğu belirsizdi bunların ve müzik sesi demek bunlara bağışlayın lütfen gerçek müziğe hakaret olurdu.
Sonra birden bire kesiliverdi o sesler 12 Eylül kalkışmasından sonra gelen Anap iktidarıyla birlikte. Sadece o gürültüler değildi kesilen; caddeyi işgal eden kalabalık da yok olmuştu bunlarla birlikte.
Ve ilerleyen günlerde öğrendik ki, bunlar korsanmış ve her konuda cesur adımlar atan rahmetli Özal korsanla mücadele kapsamında aynı adımları atmaktan çekinmemiş. Bu adımların sonucuymuş ortadan yok olan bu gürültüler ve ona bağlı kalabalık. O sıralarda babamın dairesinde çalışan memurlar olumlu sözler etmişlerdi bunlar hakkında. Fakat ettikleri bu olumlu sözlerin bu gürültünün ortadan kalkmasıyla ilgili olduğunu toplumun büyük bir çoğunluğuyla birlikte kanıtlamış oldular ilerleyen yıllar içinde.
Aslında korsan ortadan kalkmıştı, fakat kalkmamıştı. Aksine yer altına inip uğraşlarına el altından devam etmişti ilerleyen yıllarla birlikte. Bir de bunlara toplumun yanlış maddi politikalar sonucu çaresiz desteğiyle birleşince, başlı başına bir sektör olup çıkıvermişti bir anda; Türkiye ekonomisinden bile büyük olan bu sektör ilerleyen yıllarla birlikte daha büyüvermişti.
Ne yapıt ortaya koyanlar kazanıyordu o sırada, ne yorumcular, ne de bu işlen yasal olarak ekmek yiyen çalışanlar. Kazanmayan biri daha vardı ve onun yitirdikleri diğerlerinden daha fazlaydı. Ülkede oluşan kayıt dışı ekonomi ve onun baş aktörü olan korsan sektörü en büyük darbeyi devlete vuruyordu. Ve devlet bunun ayırtında olamıyordu; belki de olmak istemiyordu kimbilir.
O kadar ileri boyuta varmıştı ki bu korsan işi; sokaklarda bu işi yapan kişiler, bir yazara kendi kitabının korsan kopyasını satabiliyorlardı iyi olmayan sözcüklerle. Zaten alım gücü düşürülmüş olan toplum, korsan kitaba ve müzik ürünlerine yönelmek zorunda kalıyordu. Ve devletin başındakiler de seviniyordu aymazlıkla; halk okuyor, dinliyor diye. Evet halk okuyordu ve dinliyordu fakat bu dinlemeler ve okumaların yankıları bu işten yasal olarak ekmek yiyenlere eksi değer olarak yansıyordu dolayısıyla da devlete.
Milenyumla birlikte değişmeyen bu ülke birden bire bir değişimin içine itilmişti, milenyumu bir iki geçe. Birden bire ayırtına varmıştı müzik sektörünün içinde olanlar, yazın sektörüyle birlikte. Fakat bu ayırımın çok çabuk ayırtında olanlar müzik sektöründekiler oldu. Seksenli yılların ikinci yarısıyla başlayan ve büyük bir iştahla lanse edilen bandrol uygulamasının yetersizliği bir anda önlerine çıkınca, şapkalarını masaya yapıştırıp, kafalarını patlatmaya başladılar ve bu patlatmanın sonucu da müzikseverlere CD ve kaset fiyatlarındaki indirim olarak yansıdı. Bir anda 10 – 12 milyona satılan CD’ler 5 – 6 milyona, yani kaset fiyatına, iniverdi.
Müzik sektöründeki bu radikal kararı yazın sektörünün izlemesiyse maalesef bu kadar kolay ve çabuk olmadı. Bunun için çok değil birkaç ay beklemek gerekti.
Aynı kaos şimdilerde yazılım sektöründe yaşanıyor. Herkesin gereksinim duyduğu programlar, GNU/GL lisanslı programlar olmasına karşın, astronomik fiyatla satılıyor. Bundan yazılım firması kazanmıyor. Peki kim kazanıyor? Yanıt basit ve hemen aklınıza gelen; korsancılar. Hemen her köşe başında yazılım korsancısına rastlamak olası artık. Aklınıza gelmeyen bir kazanan daha var, bilgisayarcılar. Neden mi? Korsan yazılım birazcık bilgisayara zararlı yazılım yükleyebiliyor da ondan. Bir diğer kazanan da bu işten GNU/GL ( açık kaynak kodlu ) yazılım üre-tenler. Fakat bunların birçoğu orijinal yazılımın yerini tutmuyor.
Bence milenyumu iki geçe müzik sektöründe yaşanan değişimin acilen yazılım sektöründe de yaşanması ve yazılım fiyatlarının makul, yani herkesin alabileceği, düzeye inmesi. Bunun için iş yazılımcılara olduğu kadar biz kullanıcılara da düşmekte. Açık kaynak kodlu yazılımları destekleyelim ve orijinal yazılım üreten yazılımcıları sıkıştıralım ki, fiyatlarını indirmek zorunda kalsınlar. Yoksa 800 dolar verip bir yazılımı kim alabilir ki?
O. NURİ UÇMANOV.
Ankara … 21. 05. 09
25 Ekim 2010 Pazartesi
PARDUS’DA VCD/DVD YAPMAK
Dosyanın olduğu dizine sağ tıklayıp yetkili kullanıcı işlemleri – uç birimi burada aç diyerek root parolasıyla konsola düşün. Ardından
ffmpeg -i videom.<dosya uzantısı > -target vcd videom.mpg
yoluyla dosyayı dönüştürün. Bu işlemin ardından katkı deposunda bulabileceğiniz DEVEDE programını açın.
Program açılışında karşınıza gelen menüden "Video Cd" kısmını seçip devam edin. Ana ekranın sol üst kısmındaki "ekle"ye basarak açılan pencerenin üst kısmındaki açılır – kapanır bar yardımıyla dosyanın olduğu dizine giderek video dosyasını seçin.
Pencerenin alt kısmındaki "tamam" düğmesine tıklayıp ana pencereye geri dönün. Ana pencerenin sağ alt kısmındaki “ ileri “düğmesini tıklamamı takiben açılan küçük pencerede program tarafından oluşturulacak dosya dizininin adını ve yerini görüp "tamam"ı tıkladığınızda dönüştürme işlemi başlayacaktır. Burada küçük bir parantez açıp bu işlemin, dosya boyutuna ve seçilen disk türüne (VCD/DVD vb.) göre süreceğini hatırlatalım. Bir başka deyişle, sabırlı olmanızda fayda var.
Dönüştürme işlemi tamamlandıktan sonra programı "çık"a basıp kapatarak sürücüye boş bir disk takın. Hiçbir şey yapmayı seçerekten DEVEDE programının oluşturduğu dizini açıp buradaki CUE uzantılı dosyaya sağ tıklamayla – eylemler – kalıbı K3b ile yazdır yolunu seçin.
Hemen akabinde açılan K3b yazma penceresinin alt kısmında bulunan “başla“düğmesine basarsanız süreç başlar. Birkaç dakika içinde VCD oluşacaktır. Bundan sonra yapmanız gereken, televizyonuma bağlı DVD oynatıcıyı açtıktan sonra oluşturulan video diskini yerleştirip arkanıza da yaslanıp, keyifle izlemek.
İpuçları:
WMV uzantılı dosyanız varsa FFmpeg ile encode etmek zahmetine girmeyin zira DEVEDE programı bu işi sizin yerine büyük bir keyifle yapıyor.
Belirtmem gereken bir diğer nokta da bu konuyla ilgili eğer elinizde birden fazla video dosyanız var ve bunları bütünlük arz edecek biçimde tek VCD/DVD olarak derlemek isterseniz program bunu da rahatlıkla yapıyor. Bunun için yapmanız gereken de programın ana penceresindeki "ekle" düğmesinin marifetiyle tek tek eklemek.
Eğer isterseniz ana pencerede bulunan aşağı taşı / yukarı taşı ile çoklu dosyalarınızın sırasını değiştirebilirsiniz. Bunu yaparken oluşturacağınız video diskinin bütünlüğünü göz önüne alın derim.
Eğer DEVEDE ile VCD disk oluşturamıyorsanız hemen umutsuzluğa kapılmayı derim. Bu durumda ilgili dizine giderek programın oluşturduğu movie dizinini silin ve DEVEDE programını yeniden açarak bu kez DVD oluşturma seçeneğine tıklayın. Aşağıdaki linkte anlatılan biçiminde DVD diskinizi oluşturun. Bu işlem bittikten sonraysa önce sürücünüze boş bir CD takın ve program tarafından oluşturulan movie dizinini açarak movie.iso dosyasına sağ tıklamayla eylemler – kalıbı K3b ile yazdır'ı seçin. Gerisini K3b otomatik olarak yapacaktır zaten. Bu arada oluşturduğunuz Video CD'yi Pardus boş CD olarak algılarsa sakın kaygılanmayın. DVD Player'ınız bunu Mini DVD olarak algılayıp oynatmaya başlayacaktır.
Oluşturduğunuz video diskini izleme keyfinizin sıkıntıya girmesini istemiyorsanız video disk oluşturma aşamasında mutlaka kaliteli bir disk kullanmayı ihmal etmeyin.
http://www.ozgurlukicin.com/paket/devede/
O. NURİ UÇMANOV
ANKARA … EKİM 10
8 Ekim 2010 Cuma
Yağmurlu Bir Gecede (2)
İyice şiddetlenen yağmurun etkisiyle, göz gözü görmez olmuştu; yollar ise koca bir nehre dönmüştü. Ve bu tufanın içinden bir arazi aracı son hızla ilerliyordu. Camları parçalamak ister gibi ardı ardına çalışan sileceklerin ardından zor bela görüyordu dışarıyı şoför; bataklığa dönüşen dağ yolunda aracın direksiyon kontrolünü yitirmemenin telaşı içinde. Saatler akşamın dönmek üzere olduğunu haber vermekteydi ve araç akşamın erken saatinden beri yoldaydı...
Birkaç metre ötede ise kadınlı erkekli bir grup insan korku içinde birbirlerine sarılmış bekleşmekteydiler; üstleri başları hatta ne varsa yanlarına aldıkları, silme su ile dolmuştu. Kışın ve kış havasını daha da korkunçlaştıran dağın etkisiyle iliklerine kadar donan bu insanlar, biraz olsun ısınabilmek için birbirlerine iyice sokulmuşlardı. Kadınlar ve çocuklardan oluşan bir manga asker büyüklüğündeki bu grupta, kadınlar için için ağlayıp yardım dilenirken, çocuklar da feryat etmekteydiler... Bilenler bilir, dağın insafı yoktur; hele bir de mevsim kış olunca, dağdan insaf beklemek, despottan acıma istemeye benzer.
Araç son hızla bir yapı grubunun bahçesine dalıp, aynı hızla barakamsı bir yapının önünde durdu. İçinden üsteğmen rütbesinde bir asker indi ve yapının içine girdi. İçeride bulunan biriyle bir şeyler konuştuktan sonra dışarı çıktığında, bu kez bir başka subayla karşılaştı. Subayın “ Durum çok mu vahim? “ sorusuna “ Hem de nasıl komutanım. Eğer acil müdahale edilmese, yağmurdan telef olacaklar “ diye yanıt verdi.
“ Peki, ne yapabiliriz bu durumda? “
“ Hava desteği istesek. Başka türlü olmaz gibi komutanım. Grubun başka kurtulma şansı yok gibi. Zira bulundukları yer çok sarp. “
“ Bu ortamda dediğin çok zor. Göz gözü görmezken, hava aracı nasıl uçsun? Mantıklı ol biraz! “
“ Fakat komutanım, kaderlerine mi terk edelim onları? “
“ Etmeyeceğiz tabi. Birkaç tane iyi donanımlı komando bulduk mu iş biter. Hemen komutanlıktan gerekenleri talep edeceğim. Burada bekle ve lütfen hiçbir şey karıştırma. “
Bu sırada, dağdakiler iyice birbirlerine sarılmışlardı. Feryatları dağları tutmaktaydı. İçlerinden biri gruptan ayrılıp, başka birinin yanına gitti. Bu adam bir köşede oturmuş sigara tüttürürken, bir yandan da dağın aşağısına bakmaktaydı umutsuzca. Her yanından süzülen yağmura artık aldırmıyordu, yaşı hayli ileri bu adam. Yanına gelen kişi yavaşça seğirtti bir köşeye doğru.
“ Hayrola ne düşünürük emmi? Var midir yapılacak bir şey? Yokdur işte. Hepimiz geberip gidicek bu dağ başında. “
“ Öyle deme Hasan oğlan! Kurtuluruz belki. Allah’tan umut kesilmez bilmez misin? “
“ Keşke köyimizi birakmasaydik emmi. Şu Allah’ın dağında siginacak bir kovuk da yohdir. Hani biz erkekler neyse de, kadinlar ve çoçikler telef oldiler. “
“ Sıkma canını! Ne yapalım, kader böyleymiş. Belki ordu kurtarmaya gelir bizi. “
“ Gelse şimdiye gelirdi ordi. Hem koskoca ordi, dağdakilerden baş alip, bizimle mi uğraşacak? “
Tam bu sırada bir helikopter vızıldaması duyuldu. Birkaç kez tepelerinden geçtikten sonra uzaklaştı. Helikopteri gören dağdakiler, birbirlerine sarılırken, bir yandan da daha bir güçlü çıkarmışlardı feryatlarını. Zira buralarda helikopter demek, operasyon demekti. Mutlak felaketti sonu. Zaten bu yüzden köylerini bırakıp kaçmamışlar mıydı operasyondan canlarını kurtarmak için bu havaya karşın? Bir yanda örgüt baskısı vardı, bir yanda da operasyon korkusu…
Derken bir kez daha göründü helikopter; fakat bu kez bir değil birkaç taneydi. Hepsi de aynı rutinde ve aynı yöne doğru uçmaktaydılar. Birkaç dakika sonra dağların ardından kulakları sağır eden patlamalar duyulmaya başladı. Dağdaki köylü kadınların korkulu feryatları başladı o sırada. Bu halde ne kadar süre geçtiğini kimse bilmiyordu ki, helikopterler bir kez daha göründü köylülerin üzerinde; yine aynı rutinde, bu kez ters istikamete doğru geçtiler ve ufukta yitip gittiler.
Köylüler saklanmaya çalıştıkları kovuklardan çıkmaya başladılar yavaş yavaş. Yaşlı adamla Hasan oğlan da yeniden kayalılığın tepesinde yerlerini aldılar. Yaşlı adam sigarasından yakarken, Hasan oğlan’a da bir tane verdi. Uzun uzun soluklar çektikten sonra dağları gerisine bakarken:
“ Eyi vurdiler! Lakin bu böyle gitmez. Nereye kadar surecektir böyle? Aha 30 yildir bu sıkıntiyi çekeriz. Operasyon çözüm getirmiyor işte! Onca insan telef olmiştir; onca koylu yerinden yurdinden edilmiştir. Sonuç ne olmiştir? Koca bir hiç! Hiç oğli hiç! “
“ Haklı dersin emmi. Baştankara sürip giden bir kör döğüşi denir buna. Ne oraya yaramiştir, ne de bu tarafa… “
Sözlerinin gerisini getiremedi Hasan oğlan. Tam o anda başlarında bir helikopter belirdi. Bir süre başlarında dolandıktan sonra içinden bir asker başını uzattı ve kayalıktakilere:
“ Kaç kişisiniz orada? “ diye seslendi. Yaşlı adam sigarasını yere savururken “ Kadinlar ve çociklarla birlikte hepi topi 25 varız komitan. “
Asker bir süre helikopter pilotlarıyla bir şeyler konuştuktan sonra yaşlı adama yeniden seslendi:
“ Aranızda hasta ve dayanamayacak olanlar var mı? “
Hasan oğlan yanıtladı bu soruyu:
“ Kadinlar ve çociklar dayanacak gucu geçmiştir. Bir de… “
“ Bir de? Devam et anlat. Ama çabuk ol! “
“ Aga emminin durumi eyi değildir. “
“ Tamam o zaman. Öncelikle onları kurtaracağız. Sen akıllı birine benziyorsun. Bize yardım edebilecek misin? “
“ Evelallah komitanim. Emret yeter. “
“ Güzel! Şimdi yavaşça kadınlar ve çocukların olduğu yere geç ve bizim uzatacağımız ipi tut. Sonra yavaşça ve teker teker onları ipe bağla. Gerisini bize bırak. Hadi çabuk ol! “
Hasan oğlan yerinden kalkıp, diğerlerinin olduğu yöne doğru seğirtirken helikopter de o tarafa doğru yönünü çevirmişti bile. Hasan oğlan’ın kendi dilinde yaptığı açıklamanın ardından helikopterdeki asker ipi uzattı. Hasan oğlan önce yaşlılardan başlayarak, kadınlar ve çocuklarla birlikte yürüyemeyecek durumda olan ağa emmiyi helikoptere gönderdi. Fakat bir sorun vardı; helikopter ne kadar geniş olsa da dolmuştu. Hasan oğlan ve yaşlı adama yer kalmamıştı. Asker başını aşağıya uzatıp:
“ Helikopter doldu. Sizleri birazdan gelip alacağız. O zamana kadar dayanabilecek misiniz? “ diye sordu. Yaşlı adam yanıt verdi bu soruya:
“ Merak etmeyesin komitan. Dayanırık evelallah. Sen var kurtar onları. Hadi selametle! “
Helikopter tam havalanacakken birden sağ tarafa doğru hafifçe savruldu fakat pilot toparlamayı başarmıştı hemen. Yükselmeye çalıştıkları sırada birden kopan fırtına, beraberinde şiddetli yağışı da getirmişti. Yalpalamaları en aza indirmeye çalışarak yükseldi, yükseldi ve güvenli bir irtifaya ulaşınca da, gerçi o havada ne kadar güvenli olabilirdi çıktıkları irtifa bilinmezdi, geldiği istikamete doğru uzaklaşırken, aşağıda kalan Hasan oğlan ve yaşlı adam arkasından bakıyorlardı umutsuzca kovuğa girerlerken.
O tipi biçiminde yağan yağmurda ne kadar kaldıklarını bilemiyorlardı tepelerinde bir gölge görene kadar. Hasan oğlan hemen kovuktan dışarı çıkıp gölgeye doğru yönelirken gökyüzüne doğru el salladı. Ardından da yaşı adama dönüp:
“ Aha! Geldiler emmi. Ben dememiş miydim? “
Asker başını helikopterden aşağıya uzatırken bir kez daha Hasan oğlan’a “ Hazır mısınız? Birazdan sizi yukarı çekeceğiz. Aynı yöntem. “ dedi. Hasan oğlan’ın başını sallamasının ardından da halatı aşağıya uzattı. Hasan oğlan, önce yaşlı adamı bağlamak istediyse de, yaşı adam karşı çıktı buna. Ortada tartışacak zaman da yoktu, zira tipiyi aratmayan yağmur yine başlamaya yüz tutmuştu. Çaresiz Hasan oğlan bağladı halatı beline ve helikoptere çekildi. Ardından asker beline bağladığı halatla aşağıya sarktı; yaşlı adamı kapıp, yukarı çıkacağı sırada birden tipi tufan kopuverdi. Asker ancak toparlanabilmişti savrulan helikopterle birlikte. Fakat yaşlı adam şanslı değildi asker kadar. O savrulma esnasında askerin elinden kaymış ve kayalıklara yuvarlanıvermişti. Asker bozuk moralle yaşlı adamın kanlar içindeki cesedine bakıp, başını salladı. Bu yitip giden kaçıncı candı? Verilen kaçıncı kurbandı kör dövüşüne?
Hasan oğlan olan biteni dehşet içinde izlemişti. Gözlerinde biriken öfkeyle, arka tarafına baktı, baktı… helikopter zar zor havalanıp kuzeye doğru yönelirken.
O. NURİ UÇMANOV ( M. M. G. )
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> ANKARA … OCAK 2010 </I>
5 Ekim 2010 Salı
RSS eklemek
Az önce web siteme nihayet RSS eklemeyi başardım. Fakat bunun için epey bir uğraşmam gerekti. Önce google'dan rss adreslerini aldım fakat iş bununla bitmiyordu. Bütün adresleri deneyip, çalışma durumlarını kontrol etmem gerekti. Gerçi eski web siteme rss eklemiştim fakat o zaman elimde akışların listesi vardı. Şimdiyse resmen kör uçuş yaptım.
Uzun yorucu bir uğraştan sonra nihayet Rss akış adresi web siteme eklenmişti.