1 Ağustos 2013 Perşembe

BALKONDA





 
   Sabahın erken saatleriydi. Gün yavaş yavaş abanmaktaydı ilçenin üzerine. Ağzında piposu, oturmuştu balkonun denize bakan köşesine. Bir yandan gözü denizi süzerken, bir gözü de evin arkasındaki ormanı gözlemekteydi.
    Deniz usulca kabarmaya başlarken, ormanda da sakin sakin ritim tutmaktaydı ağaçlar. Denizde balıkçı sandalları ve gezinti yatları denizin ritmine uymuş sallanmaktaydılar bulundukları yere demir atmış vaziyette.
   Ormandaki ağaçlar, bir o yana bir bu yana usulca devinmekteydiler. Adamsa, piposunu hafif hafif tüttürmekteydi. Gözleri ufkun ötesine kaydı aniden. Bir yelkenli gelmekteydi adalardan. Adam pipo içimini gayri ihtiyari hızlandırırken, bunun bir yelkenli olmadığı çıktı ortaya. Ta uzaklardan yolcu taşıyan bir deniz motoruydu. Bir gelin arabası gibiydi sanki süzülmesi beyaz motorun. Pupa yelken yanaşmaya başladı kıyıya. Yanaştıkça da büyüdü.
    Derken, demir attı iskeleye. Bir iki dakika içinde de indi ilk yolcular; kimi sakin adımlarla kimisi hızlı hızlı. Telaşları vardı, yetişeceklerdi işlerine yahut evlerine. Tüm yolcularını boşaltınca motor, demir aldı iskeleden başka limanlara doğru.
    Adam onun uzaklaşmasını izlerken balkonundan, bir başka deniz aracı peyda oldu uzaklardan. Yaklaşınca da iskeleye, bir deniz otobüsü olduğunun ayırtına vardı adam. O da motor gibi yolcularını boşaltıp iskeleye, aldı demir başka limanlara ve uzak ufuklara.
    Adam bir süre süzüp onu bulanık gözlerle, yudumladı çayını ağır ağır. Sonrasında döndü yönünü ormana. Baktı uzun uzun neredeyse balkona bitişmiş ağaçlara. Gözleri ormanı mekan tutmuş horozu aradıysa da görmedi onu. Birkaç gün önce, Çingene çocukları girmişti ormana.” Herhalde” dedi, ”yediler güzelim horozu.” “Yazık oldu bizim horoz efendiye” diye de geçirdi içinden.
    Bir köpek havlaması geldi balkonun dibinden. Baktı, eğilip o yöne doğru. Neredeyse bir ayı geçkindir evin önünü mesken tutmuş beyaz bir köpek yine gelmişti balkonun altına. Sakin sakin bir o yana bir bu yana dolaşmaktaydı kuyruğunu sallayarak. Adam, ona “bıdık” adını takmıştı. Ve köpek de bunu biliyormuş gibi, alışmıştı evin önüne. Yavaş sesle konuştu köpekle. Köpek kuyruğunu sallayarak karşılık verdi adama. Sonunda köpek, kalkıp uzandığı yerden, az ilerideki yokuşun başına doğru seğirtti.
    Adam bir süre arkasından bakıp köpeğin, yokuştan aşağıya kayboluşunu izledi. Ardından piposunun ateşini tazeleyip, yudumladı çayını. Ve yeni yeni balkona abanmaya başlayan sabah güneşine selam yollayıp, aldı, yanındaki her tarafı dökülmeye yüz tutan masadan, kitabını ve başladı kaldığı yerden kitaba yeniden. Bu arada balkonun yanından geçen yolu yapan işçilerin sesleri gelmeye başlamıştı. Sesler fazlalaşınca, taktı adam mp3 çaların kulaklığını kulağına ve klasik müzik eşliğinde devam ederken okumasına bir gözüyle de ormanı, usul usul kabaran denizi ve yol yapımında çalışmaya başlayan işçileri seyre daldı…


MEHMET METİN GÜNEŞ
Ankara… Ağustos 2013

9 Mayıs 2013 Perşembe

YOLDA YÜRÜYEN ADAM




     Paltosunun eteklerini savura savura yürüyordu yolda; insanın içini yakan soğuğa aldırmadan. Burnunun ucu, yanakları, pancar gibi olmuştu. Fakat o, ne buna ne de dışarıdaki soğuğa aldırıyordu. Bir eli paltosunun cebinde yürümeye devam ediyordu; eteklerini savura savura.
     Tedirgindi. Bir gözüyle durmadan çevreyi süzüyordu. Ve ayırtında da değildi arkasından gelenin. Evet, gri kapüşonlu mont giymiş bir başka adam da onu izliyordu çaktırmadan. Ve bu adamın montunun altındaki kabarıklık dikkatli bakınca belli ediyordu kendini… Paltolu adam köşe başına gelince durdu. O kadar ani olmuştu ki durması, montlu olan kendini ağacın arkasına atacak kadar zaman bulabilmişti ancak. Paltolu bir süre çevreyi kolaçan ettikten sonra köşeyi dönüp caddeye doğru yürümeye başladı. Montlu olansa, tam tersi yöne.
Paltolu, bankanın önüne gelince durdu. Bir bankaya doğru baktı, bir sağına soluna. İzlenmediğinden emin olunca da, benzinlik yönüne doğru yürüdü ve benzinliğin bittiği noktadan sağa saptı. Birkaç metre sonrasında soldaki bir dükkana dalıverdi aniden. Dükkandaki bir genç onu görünce ağaya kalktı. “ Hoş geldin Avramaki “. Paltolu adam çabuk çabuk aldı selamını gencin. Genç, tezgahın altına eğilip bir paket çıkarttı ve Avramaki’ye uzattı. Avramaki, paketi evirip çevirdikten sonra, çenesini kaşıyarak “ Hımm! İyi hazırlanmış. “ ve attı paltosunun içine ve çıkıp dükkandan yürümeye başladı.
     O, yukarı doğru yürürken peşinde iki tane karartı peyda oldu. Fakat o kadar dikkatliydi ki karartılar, Avramaki’nin bir şey sezinlemesine fırsat vermiyorlardı…
     Avramaki bir süre soğuk havaya aldırış etmeden yolda yürüdükten sonra, metruk bir binanın önünde durdu. Bir süre çevreyi süzüp daldı binaya. Peşindeki karartılarınsa yine ayırtına varamamıştı… Avramaki, ağır ağır döküntü merdivenleri çıkarken, karartılar da artmaya başlamıştı dışarıda.
     O, üst kattaki bir odaya girerken, aşağıdaki karartılara gri kapüşonlu montlu adam yaklaştı. Bu biraz önce Avramaki’yi izlemeyi bırakıp ters yöne gidenden başkası değildi doğal olarak. Karartılardan biri ona doğru yaklaşarak “ Merhaba şef! Tam zamanında! “ Montlu adam “ Ne haber? İşler yolunda mı? Kuşkulanmadı değil mi sizlerden “ İkinci karartı “ Merak etme! Ruhu bile duymadı! “ dedi alaycı tonda. Birinci karartı “ Giriyor muyuz içeriye? “. Montlu “ Hayır! Daha erken! Önce paketi açsın ve baksın içindekine “.
     Üst kattaysa Avramaki, döküntü masanın üstüne koyduğu paketi açmıştı çoktan. İçinden çıkarttığı film şeritlerine dikkatlice bakıyordu tek tek, ışığa tutarak. Tam son şeridi incelemiş ve yüzündeki gülümsemeyi cebinden çıkarttığı puroyla taçlandırıp “ Güzel! Çok ses getirecek bunlar! “ demişti ki, odanın kapısı tekmeyle açıldı. Avramaki şaşkınlıktan purosunu düşürmüştü; film şeritlerineyse dokunamamıştı bile.
     İlk şaşkınlık anı henüz atlatılmadan montlu adam silahını Avramaki’ye doğrultup, “ Teslim ol Avramaki interpol! Yolun sonundasın artık; direnmenin bir anlamı yok! “
     Avramaki bir anda çevresine bakınca bir sürü sivil polis gördü odanın içinde… Kısa bir çekimserliğin ardından, hızla cama doğru koştu ve ani bir hareketle kendini boşluğa doğru bıraktı. Polisler arkasından koşacak zamanı ancak bulabilmişlerdi…


                                                                                              MEHMET METİN GÜNEŞ
                                                                                                     Ankara… Aralık 2012