29 Ekim 2010 Cuma

KORSAN VE NİMETİ




Çocukluğumda babamın iş yerine giderdim sık sık ve gittiğimde de kulaklarım şişerdi. Neden mi? Gelen gürültülerden. Evet, babamın iş yerinin hemen yanındaki caddeden, şimdilerde dolmuşların Ulus'a çıkmak için kullandıkları, yoğun biçimde müzik gürültüleri girerdi içeriye. Kusura bakmayın ses diyemiyorum zira ne olduğu belirsizdi bunların ve müzik sesi demek bunlara bağışlayın lütfen gerçek müziğe hakaret olurdu.
Sonra birden bire kesiliverdi o sesler 12 Eylül kalkışmasından sonra gelen Anap iktidarıyla birlikte. Sadece o gürültüler değildi kesilen; caddeyi işgal eden kalabalık da yok olmuştu bunlarla birlikte.
Ve ilerleyen günlerde öğrendik ki, bunlar korsanmış ve her konuda cesur adımlar atan rahmetli Özal korsanla mücadele kapsamında aynı adımları atmaktan çekinmemiş. Bu adımların sonucuymuş ortadan yok olan bu gürültüler ve ona bağlı kalabalık. O sıralarda babamın dairesinde çalışan memurlar olumlu sözler etmişlerdi bunlar hakkında. Fakat ettikleri bu olumlu sözlerin bu gürültünün ortadan kalkmasıyla ilgili olduğunu toplumun büyük bir çoğunluğuyla birlikte kanıtlamış oldular ilerleyen yıllar içinde.
Aslında korsan ortadan kalkmıştı, fakat kalkmamıştı. Aksine yer altına inip uğraşlarına el altından devam etmişti ilerleyen yıllarla birlikte. Bir de bunlara toplumun yanlış maddi politikalar sonucu çaresiz desteğiyle birleşince, başlı başına bir sektör olup çıkıvermişti bir anda; Türkiye ekonomisinden bile büyük olan bu sektör ilerleyen yıllarla birlikte daha büyüvermişti.
Ne yapıt ortaya koyanlar kazanıyordu o sırada, ne yorumcular, ne de bu işlen yasal olarak ekmek yiyen çalışanlar. Kazanmayan biri daha vardı ve onun yitirdikleri diğerlerinden daha fazlaydı. Ülkede oluşan kayıt dışı ekonomi ve onun baş aktörü olan korsan sektörü en büyük darbeyi devlete vuruyordu. Ve devlet bunun ayırtında olamıyordu; belki de olmak istemiyordu kimbilir.
O kadar ileri boyuta varmıştı ki bu korsan işi; sokaklarda bu işi yapan kişiler, bir yazara kendi kitabının korsan kopyasını satabiliyorlardı iyi olmayan sözcüklerle. Zaten alım gücü düşürülmüş olan toplum, korsan kitaba ve müzik ürünlerine yönelmek zorunda kalıyordu. Ve devletin başındakiler de seviniyordu aymazlıkla; halk okuyor, dinliyor diye. Evet halk okuyordu ve dinliyordu fakat bu dinlemeler ve okumaların yankıları bu işten yasal olarak ekmek yiyenlere eksi değer olarak yansıyordu dolayısıyla da devlete.
Milenyumla birlikte değişmeyen bu ülke birden bire bir değişimin içine itilmişti, milenyumu bir iki geçe. Birden bire ayırtına varmıştı müzik sektörünün içinde olanlar, yazın sektörüyle birlikte. Fakat bu ayırımın çok çabuk ayırtında olanlar müzik sektöründekiler oldu. Seksenli yılların ikinci yarısıyla başlayan ve büyük bir iştahla lanse edilen bandrol uygulamasının yetersizliği bir anda önlerine çıkınca, şapkalarını masaya yapıştırıp, kafalarını patlatmaya başladılar ve bu patlatmanın sonucu da müzikseverlere CD ve kaset fiyatlarındaki indirim olarak yansıdı. Bir anda 10 – 12 milyona satılan CD’ler 5 – 6 milyona, yani kaset fiyatına, iniverdi.
Müzik sektöründeki bu radikal kararı yazın sektörünün izlemesiyse maalesef bu kadar kolay ve çabuk olmadı. Bunun için çok değil birkaç ay beklemek gerekti.
Aynı kaos şimdilerde yazılım sektöründe yaşanıyor. Herkesin gereksinim duyduğu programlar, GNU/GL lisanslı programlar olmasına karşın, astronomik fiyatla satılıyor. Bundan yazılım firması kazanmıyor. Peki kim kazanıyor? Yanıt basit ve hemen aklınıza gelen; korsancılar. Hemen her köşe başında yazılım korsancısına rastlamak olası artık. Aklınıza gelmeyen bir kazanan daha var, bilgisayarcılar. Neden mi? Korsan yazılım birazcık bilgisayara zararlı yazılım yükleyebiliyor da ondan. Bir diğer kazanan da bu işten GNU/GL ( açık kaynak kodlu ) yazılım üre-tenler. Fakat bunların birçoğu orijinal yazılımın yerini tutmuyor.
Bence milenyumu iki geçe müzik sektöründe yaşanan değişimin acilen yazılım sektöründe de yaşanması ve yazılım fiyatlarının makul, yani herkesin alabileceği, düzeye inmesi. Bunun için iş yazılımcılara olduğu kadar biz kullanıcılara da düşmekte. Açık kaynak kodlu yazılımları destekleyelim ve orijinal yazılım üreten yazılımcıları sıkıştıralım ki, fiyatlarını indirmek zorunda kalsınlar. Yoksa 800 dolar verip bir yazılımı kim alabilir ki?



O. NURİ UÇMANOV.
Ankara … 21. 05. 09

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder