Sabahın erken saatleriydi. Gün yavaş yavaş abanmaktaydı ilçenin üzerine.
Ağzında piposu, oturmuştu balkonun denize bakan köşesine. Bir yandan gözü
denizi süzerken, bir gözü de evin arkasındaki ormanı gözlemekteydi.
Deniz usulca kabarmaya başlarken, ormanda da sakin sakin ritim
tutmaktaydı ağaçlar. Denizde balıkçı sandalları ve gezinti yatları denizin
ritmine uymuş sallanmaktaydılar bulundukları yere demir atmış vaziyette.
Ormandaki ağaçlar, bir o yana bir bu yana usulca devinmekteydiler.
Adamsa, piposunu hafif hafif tüttürmekteydi. Gözleri ufkun ötesine kaydı
aniden. Bir yelkenli gelmekteydi adalardan. Adam pipo içimini gayri ihtiyari
hızlandırırken, bunun bir yelkenli olmadığı çıktı ortaya. Ta uzaklardan yolcu
taşıyan bir deniz motoruydu. Bir gelin arabası gibiydi sanki süzülmesi beyaz
motorun. Pupa yelken yanaşmaya başladı kıyıya. Yanaştıkça da büyüdü.
Derken, demir attı iskeleye. Bir iki dakika içinde de indi ilk yolcular;
kimi sakin adımlarla kimisi hızlı hızlı. Telaşları vardı, yetişeceklerdi
işlerine yahut evlerine. Tüm yolcularını boşaltınca motor, demir aldı iskeleden
başka limanlara doğru.
Adam onun uzaklaşmasını izlerken balkonundan, bir başka deniz aracı
peyda oldu uzaklardan. Yaklaşınca da iskeleye, bir deniz otobüsü olduğunun
ayırtına vardı adam. O da motor gibi yolcularını boşaltıp iskeleye, aldı demir
başka limanlara ve uzak ufuklara.
Adam bir süre süzüp onu bulanık gözlerle, yudumladı çayını ağır ağır.
Sonrasında döndü yönünü ormana. Baktı uzun uzun neredeyse balkona bitişmiş
ağaçlara. Gözleri ormanı mekan tutmuş horozu aradıysa da görmedi onu. Birkaç
gün önce, Çingene çocukları girmişti ormana.” Herhalde” dedi, ”yediler güzelim
horozu.” “Yazık oldu bizim horoz efendiye” diye de geçirdi içinden.
Bir köpek havlaması geldi balkonun dibinden. Baktı, eğilip o yöne doğru.
Neredeyse bir ayı geçkindir evin önünü mesken tutmuş beyaz bir köpek yine
gelmişti balkonun altına. Sakin sakin bir o yana bir bu yana dolaşmaktaydı
kuyruğunu sallayarak. Adam, ona “bıdık” adını takmıştı. Ve köpek de bunu
biliyormuş gibi, alışmıştı evin önüne. Yavaş sesle konuştu köpekle. Köpek
kuyruğunu sallayarak karşılık verdi adama. Sonunda köpek, kalkıp uzandığı yerden,
az ilerideki yokuşun başına doğru seğirtti.
Adam bir süre arkasından bakıp köpeğin, yokuştan aşağıya kayboluşunu
izledi. Ardından piposunun ateşini tazeleyip, yudumladı çayını. Ve yeni yeni
balkona abanmaya başlayan sabah güneşine selam yollayıp, aldı, yanındaki her
tarafı dökülmeye yüz tutan masadan, kitabını ve başladı kaldığı yerden kitaba
yeniden. Bu arada balkonun yanından geçen yolu yapan işçilerin sesleri gelmeye
başlamıştı. Sesler fazlalaşınca, taktı adam mp3 çaların kulaklığını kulağına ve
klasik müzik eşliğinde devam ederken okumasına bir gözüyle de ormanı, usul usul
kabaran denizi ve yol yapımında çalışmaya başlayan işçileri seyre daldı…
MEHMET METİN GÜNEŞ
Ankara… Ağustos 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder